Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
info |

oldukça sıradan

ne denir, bilirsiniz işte.. uzun zaman boş kalan insanlar kendilerinemutlak bir meşgale arar..

Kasım 2006 tarihli yazilar Kasım 2006 tarihli diger ogeler resimler , videolar

korkarım

Korkarım
ay soluk soluğa
yıldızlar akla ziyan bir irilikte
uzaydan yanmış kibrit kokuları
koklasam korkarım
koklamasam
gizli yılan ıslıklarıyla özsuyu zaptediyor
henüz birer iskelet gibi çıplak
asağıdan yukarıya ağaçları
çiçekleri uyandı uyanacak
koparsam korkarım
koparmasam
öyle yoğun bir elektrikle
çıtırdar ki saçları
kim değse tutaşacak
dokunsam korkarım
dokunmasam
gözleri bir yangın başlangıcıdir
dudakları kırmızı alarm
uğultusu şehre yayılır
sokak sokak
tutulsam korkarım
tutulmasam
Atilla İlhan

 

bugün bana mektup yok mu?

birileri huzursuzdur sen huzurluyken..
ve birileri mutludur sen mutsuzken..
yaşama sevinci postacı gibidir;
bugün benim kapımı çalar yarın senin..



bir dene en azından


tüm oyunlar tek perdeliktir hayat sahnesinde..
ve herkese bir rol mutlaka düşer.
herkes figüran ve yine herkes başroldür bu sahnede..
yaşayan herkes kıyısından köşesinden
mutlaka ilgilenir bu oyunla,
isterse farkında olsun ister olmasın..

kendi dünyamın başrol oyuncusu, varlığımın dışında gelişen oynun figüranı olarak, senin yokluguna saygı duyuyorum..

lütfen varlığıma saygı duy!!

ana dilimiz; "insanca" // ağlama kedicik




zavallı kedicik, nasıl da üzgün, nasıl da mutsuz. altı üstü bir tabak süt döktü, ama kendini nasıl da suçlu hissediyor. bir baksanıza haline. ama olmaz ki bu böyle. birinin kediye "sütün bayat oldugunu" söylemesi gerek. ama kim söyleyecek bunu? kim "miyavca" biliyor ki? ben bilmiyorum, anlayan var mı içinizde "miyavca" dan?

&&&

hepimizin aynı seslerle ayrı dilleri konuştuğu bir dünyada birinin yada birilerinin hatırlatması gerek; üzüldüğümüze değmeyeceğini.. ve tabi "miyavca" yı, "havhav" cayı bırakıp, ortak bir dil tutturmamız gerek artık. "insanca" konuşmak gerek artık!

gözümü kamaştıran beyaz, sarıya olan aşkımı unutturdu..

güneş bulutun arkasına saklanıyor. odama biraz daha karanlık çöküyor. ne alıp veremediği var bu güneşin benle? yoksa tek suçlu bulutlar mı? onlar mı tahrik ediyor günesi? ama bu güneşte de hiç mi akıl yok canım, ne diye kanıyor ki bulutların sahte sözlerine?

sıkılıyorum uğraşmaktan. güneşin keyfini bekleyecek değilim ya. çekiyorum perdemi, yakıyorum lambamı. aydınlanıyor odam. sarı yerine beyaz ışık doluyor belki ama bir yudum ışık için güneşe yalvaracak değilim ya. hem sonra, ben beyaz ışıgı da severim. (belki de sarıdan da çok)

&&&

üzülmemek sizin elinizde, kimsenin canınızı yakmasına izin vermeyin. sevgiyle kalın

yalan mı?

 

hayat sana yalan söyledim ben hep!!

fare-kedi-arslan boşver bunları.. sesine sahip çık!!



bir aslan miyav dedi
minik fare kükredi
fareden korktu kedi
kedi pır uçuverdi........


suç kedilerin, farelerin kükremesine neden izin veriyorlar? hem sonra bu aslanlara da neler oluyor canım, ne diye miyavlıyorlar? hiç onlara göre mi miyavlamak?

zaten kim kendi sesiyle konuşuyor ki bu dünyada? kim kendi işini yapıyor ki? ve ne kadar dogru yapıyor ki? oysa kendi cümlelerimizi kurmaya başlasak, kendi ağzımızı kullansak; fareler kükremeyi, kediler pırpırlanıp uçmayı bırakacaklar... ve dahası aslanlar miyavlamaktan kükremeye terfi edecekler.

ama kendi sesimiz dolar euro karşısında her gecen gün biraz daha deger kaybediyor ve bizler bunun seyircisi oluyoruz. birileri "hiç" hakları olmadıgı halde baska birilerini bombaların ortasına gönderiyor.  bu birileri "hiç" olduklarını unutup, "oy çogunluğu" ile karara varıyor..

söylenecek çok şey var aslında.. yada belki az şey.. ama susuyoruz. kendi sesimizi kaybetmeyi göze alıyor ve baska frekanslardan gelenlerle yetinmeyi tercih ediyoruz.

&&&

ben kediysem fareler korkmalı ve eger arslansam kediler titremeli.. yok eger insansam kendi sesim olmalı..
sen kediysen sen korkma, fareler korksun! ve eger arslansan bırak kediler korksun!  yok eger ne kediyim nede arslanım diyosan  o zaman kendi sesine sahip çıkmaya bak!!

herkese ve herşeye bir küçük zeytin dalı..





kafama takıldı işte.. birkaç zamandır "bir barış şiiri" yazmak için yanıp tutuşur oldum. uğraştım, didindim; dört tane anlamlı dize yazdım. ama dizeler alt alta gelip dörtlük olamadılar, birbirlerini tamamlayamadılar bir türlü.. derken  defter sayfasının üzerinde buldum kendimi. şöyle bir bakındım; hepsi başka başka yerlerdeydi dizelerin..

onlarla konuşmaya karar verdim. "gelin birleşin, alt alta gelin ve bana en güzel dörtlüğü verin" dedim. ama hiçbiri yanaşmadı buna. hepsi de inatla  birinci dize olmak istiyordu. hiçbiri kabullenemiyordu altta kalmayı.. ben onları birbirine kenetlemek istedikce, onlar iyice uzaklaştılar birbirlerinden. kağıdın dört bir yanına  mürekkep dağıldı, dizeler sırt çevirdi birbirine..

canım sıkıldı. belime kadar dışarı çıktım kağıttan. biraz etrafa bakındım. kimsenin bizimle ilgilenmediği dünyaya, şöyle bir göz gezdirdim. defter sayfasındakinden hiç de farklı değildi, gördüklerim.. anlıyordum artık; tüm mesele üstteki olmaktı, tüm mesele alttaki olmamaktı.. dizelerimi dörtlük yaptırmayan da, insanlarıma huzur verdirtmeyen de; hep bu  üstte olma güdüsüydü..

derin bir nefes  aldım ve kağıdın içine geri döndüm. parlak bir fikrim vardı;

hepsini yan yana yazdım; ve artık eşittiler..

&&&

dörtlük yapamadığım dizelere üç virgül ve bir nokta sözüm vardı şimdi..
dörtlük yapamadığım dizelerinse bana "barış" sözü vardı şimdi..




"herşey-hiçbirşey"

eline çayını, sigarasını almış; balkonuna kurulmus, sokaktan gecenleri izliyordu sessiz, sakin.. sonbaharın son günleriydi. ağaçlar yapraklarını döktüğünden, aşağı kaldırımdaki kız ve erkeği çok rahat görebiliyordu şimdi. ah birde fısıldaşmasalar çok rahat duyabilecekti ne konuştuklarını. hoş duysa ne olacaktı ama işte merak.. eğlence arıyordu belki de şu kasvetli hayatına. kız cok güzel olmamakla birlikte, işveliydi, uerinde duramıyor, sürekli birseyler anlatıyor, dikkati kendi üstünde topluyordu. cocuk ise daha ağırbaşlıydı. ama o da arada kıza ayak uyduruyor, yüksek sesli kahkahalar atıyordu. bütünüyle kıza cevrilmiş, başka hiçbirseyle ilgilenmiyordu. "Aşk" diye gecirdi içinden ve yeni bir sigara yaktı.

çok büyük bir özlemle düşüncelere dalacakken gözü sokağın öbür başında kaldırımın üzerinde oturan kadına takıldı. cok kez orda öylece oturur ken görmüştü kadını.. gecerken yanına gideer, halini hatrını sorar, biraz para verirdi ona.. hatta bir keresinde kendi evine almış, karnını doyurtmustu. bu kadın pek çoklarının aksine gercekten yardıma muhtac biriydi. elinden hiç birsey gelmediğinden sokağın köşesinde oturur, dilenirdi.insanlar para verdiğinde yüzü kızarır, ağlamaklı olur, sadece "Allah razı olsun " diyebilirdi. kadına bakarken içini çok büyük bir hüzün kapladı, boşalan bardağını farketmeden ağzına götürdü ve "yoksulluk" diye gecirdi içinden..

derken bir adamla onun koluna girmiş bir gencin ötedeki caddeyi gecmekte oldukları ilişti gözüne. bir an sonra adamın aslında görmediğini farketti, içi sızladı yine.. sonra yanındaki gence baktı bir süre.. onun adamı gecirişi, saygı gösterir ifadeleri çok hoşuna gitti. imrendi.. " Yardımseverlik" diye düşündü ve bir huzur kapladı bu kez içini.. "dünyayı iyilere bırakıyoruz!"

tam böyle düşünürken o güne kadar bu sokakta hiç olmayan birşey oldu. orta yaslarda bir adam hızala gelipbir kadının kolundaki çantayı aldı ve koşarak soldaki sokağa sapıp kayboldu. kedın avazı cıktığı kadar bağırıyordu ama nafile.. " Hırsızlık" diye düşündü ve demin ki düşüncelerin yerini "dünyayı gercekten iyilere mi bırakıyoruz?" aldı.. şimdi çok daha fazla tedirgindi. uzun süre düşündü. bir önceki bir sonrakini asla tutmayan onlarca fikir üretti ve sonunda vazgecti. peşpeşe yaktığı sigaralardan son bir nefes daha cekip, söndürdü. içeri girdi ve balkonun kapısını tüm sokaga kapattı. bir süre durdu ve ardından tüm sokağa, caddeye, şehre, ülkeye hatta dünyaya karşı, perdesini bir hışımla çekti..

&&&

hayat bir pencereden cok da kalabalık olmayan bir sokağa baktığımızda dahi yeterince karışık. hayat denilen " iyi-kötü" , "doğru- yanlış", "güzel-çirkin" kısacası "herşey-hiçbirşey" karmaşası..
herkese kolay gelsin..