korkarım
ne denir, bilirsiniz işte.. uzun zaman boş kalan insanlar kendilerinemutlak bir meşgale arar..
birileri huzursuzdur sen huzurluyken..
ve birileri mutludur sen mutsuzken..
yaşama sevinci postacı gibidir;
bugün benim kapımı çalar yarın senin..


tüm oyunlar tek perdeliktir hayat sahnesinde..
ve herkese bir rol mutlaka düşer.
herkes figüran ve yine herkes başroldür bu sahnede..
yaşayan herkes kıyısından köşesinden
mutlaka ilgilenir bu oyunla,
isterse farkında olsun ister olmasın..
kendi dünyamın başrol oyuncusu, varlığımın dışında gelişen oynun figüranı olarak, senin yokluguna saygı duyuyorum..
lütfen varlığıma saygı duy!!

güneş bulutun arkasına saklanıyor. odama biraz daha karanlık çöküyor. ne alıp veremediği var bu güneşin benle? yoksa tek suçlu bulutlar mı? onlar mı tahrik ediyor günesi? ama bu güneşte de hiç mi akıl yok canım, ne diye kanıyor ki bulutların sahte sözlerine?
sıkılıyorum uğraşmaktan. güneşin keyfini bekleyecek değilim ya. çekiyorum perdemi, yakıyorum lambamı. aydınlanıyor odam. sarı yerine beyaz ışık doluyor belki ama bir yudum ışık için güneşe yalvaracak değilim ya. hem sonra, ben beyaz ışıgı da severim. (belki de sarıdan da çok)
&&&
üzülmemek sizin elinizde, kimsenin canınızı yakmasına izin vermeyin. sevgiyle kalın

bir aslan miyav dedi
minik fare kükredi
fareden korktu kedi
kedi pır uçuverdi........
suç kedilerin, farelerin kükremesine neden izin veriyorlar? hem sonra bu aslanlara da neler oluyor canım, ne diye miyavlıyorlar? hiç onlara göre mi miyavlamak?
zaten kim kendi sesiyle konuşuyor ki bu dünyada? kim kendi işini yapıyor ki? ve ne kadar dogru yapıyor ki? oysa kendi cümlelerimizi kurmaya başlasak, kendi ağzımızı kullansak; fareler kükremeyi, kediler pırpırlanıp uçmayı bırakacaklar... ve dahası aslanlar miyavlamaktan kükremeye terfi edecekler.
ama kendi sesimiz dolar euro karşısında her gecen gün biraz daha deger kaybediyor ve bizler bunun seyircisi oluyoruz. birileri "hiç" hakları olmadıgı halde baska birilerini bombaların ortasına gönderiyor. bu birileri "hiç" olduklarını unutup, "oy çogunluğu" ile karara varıyor..
söylenecek çok şey var aslında.. yada belki az şey.. ama susuyoruz. kendi sesimizi kaybetmeyi göze alıyor ve baska frekanslardan gelenlerle yetinmeyi tercih ediyoruz.
&&&
ben kediysem fareler korkmalı ve eger arslansam kediler titremeli.. yok eger insansam kendi sesim olmalı..
sen kediysen sen korkma, fareler korksun! ve eger arslansan bırak kediler korksun! yok eger ne kediyim nede arslanım diyosan o zaman kendi sesine sahip çıkmaya bak!!

kafama takıldı işte.. birkaç zamandır "bir barış şiiri" yazmak için yanıp tutuşur oldum. uğraştım, didindim; dört tane anlamlı dize yazdım. ama dizeler alt alta gelip dörtlük olamadılar, birbirlerini tamamlayamadılar bir türlü.. derken defter sayfasının üzerinde buldum kendimi. şöyle bir bakındım; hepsi başka başka yerlerdeydi dizelerin..
onlarla konuşmaya karar verdim. "gelin birleşin, alt alta gelin ve bana en güzel dörtlüğü verin" dedim. ama hiçbiri yanaşmadı buna. hepsi de inatla birinci dize olmak istiyordu. hiçbiri kabullenemiyordu altta kalmayı.. ben onları birbirine kenetlemek istedikce, onlar iyice uzaklaştılar birbirlerinden. kağıdın dört bir yanına mürekkep dağıldı, dizeler sırt çevirdi birbirine..
canım sıkıldı. belime kadar dışarı çıktım kağıttan. biraz etrafa bakındım. kimsenin bizimle ilgilenmediği dünyaya, şöyle bir göz gezdirdim. defter sayfasındakinden hiç de farklı değildi, gördüklerim.. anlıyordum artık; tüm mesele üstteki olmaktı, tüm mesele alttaki olmamaktı.. dizelerimi dörtlük yaptırmayan da, insanlarıma huzur verdirtmeyen de; hep bu üstte olma güdüsüydü..
derin bir nefes aldım ve kağıdın içine geri döndüm. parlak bir fikrim vardı;
hepsini yan yana yazdım; ve artık eşittiler..
&&&
dörtlük yapamadığım dizelere üç virgül ve bir nokta sözüm vardı şimdi..
dörtlük yapamadığım dizelerinse bana "barış" sözü vardı şimdi..
